ÜSTÜN NİTELİKLİ SULARIYLA ŞİFANIN KAYNAĞI: ANKARA

BAŞARILI SAĞLIK UYGULAMALARININ ADRESİ: ANKARA

Jeotermal açıdan zenginliğiyle bilinen Ankara, üstün nitelikli sularıyla şifa dağıtan termal bölgelerin başında geliyor. Doğal kaynaklarla sunulan tedavi yöntemlerini giderek geliştiren Ankara, termal turizmde tercih edilen ilk bölgelerden oldu.

 

Ulaşım ve konaklama olanakları, sosyal ve sportif aktiviteler, modern tedavi üniteleri ve sabit uzman hekim kadrolarıyla dikkatleri çeken Ankara, termal turizmde kaliteli tedavi hizmetleri ve başarılı sağlık uygulamalarıyla dikkatleri çekiyor.

 

Başkent olma avantajıyla sağlık yatırımlarının büyük ölçüde yapıldığı Ankara’da, sıcak su kaynaklarının hemen hepsi ilçelere dağılmış durumda. Bu ilçelerden özellikle Ayaş, Beypazarı, Haymana ve Kızılcahamam termal turizmde adını dünyaya duyuran önemli termal merkezleri barındırıyor.

 

Romatizma, nevralji, nevrit ve kadın hastalıklarıyla nevrasteni, yarım felçler, çocuk felçleri ve çıkıklardan sonraki eklem tutukluklarına kadar pek çok hastalığın tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılan Ankara’nın şifalı sularının içildiğinde; mide ve bağırsak yolunun hareketini arttırıcı, salgılamayı kamçılayıcı tesiri, karaciğer, safra kesesi ve pankreas üzerindeki olumlu etkileri kanıtlandı. Bunun dışında, kaplıca suları cilt hastalıklarına, kalp ve kan dolaşımı rahatsızlıklarına, solunum yolları, metabolizma bozukluklarına iyi geldiği biliniyor.

 

ÜSTÜN NİTELİKLİ SULARIYLA ŞİFANIN KAYNAĞI: ANKARA

Başarılı sağlık uygulamalarının yanı sıra üstün nitelikli sularıyla şifa dağıtan Ankara, termal turizminde önemli bir bölge. Dünyanın en kaliteli suyuna sahip olan Ankara, giderek dünyada adını duyurmaya başladı.

 

İHTİŞAMLI DOĞA GÜZELLİKLERİYLE SAĞLIĞIN ADRESİ: KIZILCAHAMAM

Ankara’nın termal tesisleri ile öne çıkan ilçesi Kızılcahamam, her yıl binlerce insana şifa dağıtıyor. Kızılcahamam kaplıcalarının Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan geçmişi, hem tarih turizmine ilgi duyanların hem de sağlık turizmi için bölgeye gelenlerin ilgisini çekiyor.

Termal tesislere gelen kaplıca sularının sıcaklığı 470C’yi bulurken bu suların özellikle karaciğer, mide ve safra kesesi rahatsızlıklarına iyi geldiği ifade ediliyor. Romatizmal hastalıklardan şikayet edenler için oldukça etkili olan Kızılcahamam kaplıcaları, pek çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Kızılçam ormanları ve yeraltı suları ile farklı bir dokuya sahip olan Kızılcahamam kaplıcaları, şifanın yanı sıra ihtişamlı doğal güzellikleriyle de dikkat çekiyor.

 

Sağlık turizmi açısından önemli bir merkez haline gelen  Kızılcahamam kaplıcaları, şifalı termal sularıyla pek çok hastalığa iyi geliyor. Kızılcahamam kaplıcaları, banyo kürleri ve içme olarak ikiye ayrılan hizmetleri ile farklı alanlarda şifa dağıtıyor.

Kızılcahamam kaplıcaları eklem bölgelerinde meydana gelen rahatsızlıkların tedavisinde oldukça etkili olduğu biliniyor. Romatizma ve burkulmaya bağlı ortaya çıkan ağrılı şişliklerin tedavisi ile birlikte eklem çevresi dokularında meydana gelen romatizmal ağrılarda kaplıca suyu etkili sonuçlar veriyor. Ramotoit Artrit adı da verilen iltihaplı veya iltihapsız eklem rahatsızlıklarının tedavisinde Kızılcahamam kaplıcalarının destekleyici unsur olarak kullanılıyor.

 

Nörolojik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan felç tedavisinde, kol ve bacak felçlerinde, çocuk felcinde Kızılcahamam kaplıcaları önerilen merkezler arasında yer alıyor. Spor yaralanmaları, kırık ya da çıkık sonrası ortaya çıkan ağrıların giderilmesinde kaplıca suyu kullanılıyor. Gut gibi metabolik rahatsızlıklarda, kadınların muayyen dönemlerinde yaşadığı ağrılarda bu suların iyi geldiği biliniyor. Kadın hastalıkları ve hormon

 

ŞİFA KAYNAĞI: AYAŞ

Ankara'ya 80 kilometre uzaklıktaki Ilıca Vadisi'nde yer alan Ayaş kaplıcaları, şifa dağıtıyor. İçme suyu kalitesi olarak dünyada üçüncü olduğu belirtilen Ayaş kaplıca suları, karbondioksit ve çeşitli mineraller bakımından zengin içeriğiyle dikkat çekiyor. Suyun sıcaklığının 51 santigrat dereceye kadar çıkan kaplıcalar, eklem ağrısı çektiren hastalıklarda ve romatizma sorunlarına fayda sağlıyor. Hormonal düzeni sağlayan şifalı sular bu sayede kadınlardaki adet düzensizliğini gidermektedir.

 

Bunun yanı sıra ruhsal bozukluk yaşayan insanlara da rehabilitasyon etkisi gösterir. Romatizma, lumbago, nevrit gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabilen bu şifalı sular, hasar görmüş ciltlerin yeniden onarılmasını da sağlar. Mineral açısından çok zengin olan Ayaş kaplıca suları, hasarlı derinin atılmasını sağlar ve alttaki deriyi besleyerek daha hızlı bir onarım sürecini işletir.

Ayaş termallerinin tedaviyi destekleyici unsur olarak kullanıldığı bazı hastalıklar şöyle:

  • Böbrek ve Safra kesesi kum ve taşları düşülmesine yardımcı olur
  • Kabızlığı önler ve tedavi eder
  • Cinsel fonksiyonları arttırır
  • Mide bağırsak ve karaciğer tembelliklerine iyi gelir. Bu organları faaliyete geçirir
  • İdrar yolları iltihaplarını tedavi eder
  • Mide ve bağırsakları solucan, şerit ve kıl kurdundan temizler. Bunları dışarı atar
  • Hazımsızlığı, ağız kurumasını ve müzmin kabızlığı önler, iştahı açar
  • Ağız kurumasını engeller
  • Hormon ifrazını arttırır.
  • Nedeni bilinmeyen baş ağrılarını giderir
  • Kanda bulunan toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olur
  • Karaciğer, safra kesesi, böbrek gibi iç organların düzenli çalışmasına yardımcı olur

 

SAĞLIK VE GÜZELLİĞİN MERKEZİ: HAYMANA

Ankara’nın en önemli sağlık turizm merkezlerinden olan Haymana, şifalı sularıyla hem sağlık hem de güzellik dağıtıyor. Uluslararası Şifalı Su Kaynakları Araştırma Merkezi’nin 30 ülkeyi kapsayan çalışmasına göre, dünyanın en kaliteli termal suyu olan Haymana termal suyu, pek çok faydasının yanı sıra ciltte yaşlanmayı geciktirme özelliği ile dikkati çekiyor.

 

Araştırmalara göre, tarih boyunca bölgeye yerleşenlerin suyunun şifasından yararlandığı Haymana, M.Ö. 25 yıllarında Romalıların şifa ve güzellik merkezi olarak kullanılmış. Hem içilerek, hem de banyo kürü ile şifa veren Haymana suyunun bileşimi, bikarbonat, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve karbondioksitten oluşuyor. Haymana termal suyu, cildi gençleştirici, yaşlılık geciktirici özelliğinin yanı sıra romatizma, kalp ve kan dolaşımı, nevralji, solunum yolu, kadın hastalıkları, sinirsel ve kas yorgunluğu hastalıklarına iyi geliyor, içildiği takdirde mide, karaciğer, safra kesesi ve pankreas üzerinde olumlu etki yapıyor.

 

Bunların dışında, hipertansiyonlu hastalarda tansiyonu düşürücü bir etki oluşturduğu bilenen Haymana sularının, solunum hareketlerinde derinleşme ve rahatlama meydana getiriyor. Bronşiyal astım hastalarında tesir gösteren kaplıca suları, akciğer daralması sendromlarında ve periferik dolaşımı ilgilendiren kardiyovasküler sistem hastalıklarında, damar sertliklerinde, kan dolaşımından oluşan tıkanıklık durumlarında yarar sağlıyor.

 

45 derecelik sıcaklığı ve zengin minerallere sahip olan kaplıca sularıyla dikkatleri çeken Haymana, aynı zamanda fizik tedavi merkezlerinin başarıyla da biliniyor. Haymana, tedavi amaçlı gelen misafirlere eğlenceyi de sunuyor

 

YÜZYILLADIR HASTALIKLARA DEVA OLUYOR: BEYPAZARI

Şifalı su kaynakları bakımından Ankara’nın önde gelen ilçelerinden olan Beypazarı, gerek dağıttığı şifa, gerekse sağlık turizmine yaptığı katkı nedeniyle her yıl binlerce kişiyi ağırlıyor. Beypazarı’nın termal suları, yüzyıllardır bölge halkının türlü hastalıklarına deva oldu.

 

Ortalama olarak litrede üç gramın üzerinde mineralizasyon içeren Beypazarı kaplıca suları, bronşit ve astım hastalıklara sahip insanlar da ciddi bir rahatlama oluşturur. Aynı şekilde sinüzit hastalarının uğrak yeri olan bölgenin suları, cilt hastalıkları, kan dolaşımı rahatsızlıkları, karaciğer ve mide rahatsızlıkları ile metabolizmaya bağlı olarak yaşanan hastalıkların da tedavisinde kullanılıyor.

 

Kalsiyum, klorür, sodyum, sülfat, karbondioksit ve radonlu sular grubuna dâhil olan Beypazarı termallerinin şifalı suları, 45°C ile 500C arasında değişiyor. 3 gramın üstünde total mineralizasyon içeren kaplıca sularının tedavide destekleyici unsur olarak kullanıldığı bazı hastalıklar şu şekilde:

Hipertansiyonlu hastaların tedavisinde önemli derecede etkilidir. Kan dolaşımında tıkanıklık gösteren damar sertliğine bağlı sendromlarda da tedavi amacıyla kullanılır. Bronşiyal astımlılarda sakinleştirici tesiri görülür. İçildiğinde; tuzlu-acı suların mide ve bağırsak yolunun hareketini arttırıcı, salgılamayı kamçılayıcı tesiri, karaciğer, safra kesesi ve pankreas üzerinde gayet olumlu neticeler doğurur. Bu özellikleriyle; cilt hastalıklarına, kalp ve kan dolaşımı rahatsızlıklarına, solunum yolları, kadın hastalıkları ve metabolizma bozukluklarına iyi geldiği bilinir.

 

 

BÜYÜK UYGARLIKLARIN BAŞKENTİ: ANKARA

Türkiye’nin Başkenti Ankara, 5 bin yıllık geçmişiyle önemli uygarlıklara da başkentlik yaptı. Frig dilinde “gemi çapası” anlamına gelen Ankara, Türkiye’nin ikinci en büyük kenti konumda yer alıyor.

 

Ankara, 53 müzesi, arkeolojik alan ve tarihi kalıntıları, opera ve bale salonları, gastronomisi, kültürel değerleri ve kaplıcalarıyla önemli bir turizm kenti.

 

TARİHİ

Buluntular ve araştırmacıların yaptıkları incelemelerde, Ankara’da Hititlerin, Friglerin, Lidyalıların ve Galatların yaşamış oldukları ortaya konuluyor. Şehrin yerleşik düzeni çok eskilere dayanmasına rağmen tarihi, ancak Hitit devrinden itibaren biliniyor.

 

Ankara’nın doğusunda bulunan Çorum ili sınırları içinde Boğazköy’de (Hattuşa) yapılan kazılarda, şehirle ilgili önemli ipuçları elde edildi. Bir kısım yabancı tarihçilere göre Hitit eserlerinde sıkça rastlanan Ankuwa’nın, muhtemelen bugünkü Ankara şehrinin bulunduğu varsayılıyor.

Hititlerden sonra yöreye Friglerin hakim oldukları biliniyor. Eski çağ kaynaklarındaki bir efsaneye göre de Ankara’yı büyük Frig Kralı Midas kurdu. Şehir merkezi Ulus’ta yapılan kazılarda, Friglerin oturduğuna dair kesin bilgiler elde edildi. Frig devletinin yıkılmasında birinci derecede rol oynayan Kimmer istilasından sonra Ankara Lidyalıların eline geçti. Fakat bu hakimiyet Pers kralı Kyros’un bütün Anadolu ile birlikte Ankara’yı da zapt etmesi üzerine çok çabuk sona erdi. Aradan iki asır geçtikten sonra Büyük İskender, Anadolu’daki Pers hakimiyetine son verdi.

 

İmparator Augustos’un Ankara’yı kesin olarak almasından sonra bir eyalet olarak gelişen kente mabetler, pazaryerleri, yollar ve suyolları yapıldı. Ankara 334–1073 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında kaldı. Bu süre zarfında da Hıristiyanlığın Anadolu’daki önemli bir merkezi olan kent, VII. yüzyıldaki Sasani akınlarından sonra Arapların eline geçti.

Ankara’nın kaderi Bizans ordularının Selçuklu Sultanı Alpaslan tarafından 1071 yılında mağlup edilmesiyle sonuçlanan Malazgirt Meydan Muharebesi ile belli oldu. Bu galibiyet sonucunda şehir Türklerin eline geçti. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Anadolu’da bir eyalet örgütü kuruldu ve Ankara bu Anadolu eyaletlerinden birinin merkezi oldu.

Kurtuluş Savaşı döneminde Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle birlikte, çok büyük rol üstlenen Ankara, 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin merkezi ilan edildi. 13 Ekim 1923 tarihinde çıkarılan bir kanun ile Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti oldu.

 

ANKARA TURİZMİNİN ÇEKİM MERKEZİ: ANITKABİR

Türkiye Cumhuriyeti’nin Ulu Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir, her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Önemli bir turizm bölgesi olan Anıtkabir, Ankara turizminin de çekim merkezi konumumda yer alıyor. Sadece özel günlerde değil haftanın her günü ziyaretçi ağırlayan Anıtkabir’e, minnetini sunmak isteyen yerli turistin dışında yabancı turistler de büyük ilgi gösteriyor.

 

Barış Parkı ve Anıt Bloğu olmak üzere 2 kısımdan oluşan Anıtkabir, mimari özellikleriyle de dikkat çekiyor. Döneminin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir’in projesi, Türk Mimarları Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Orhan Arda tarafından hayata geçirildi. Simetriye önem verilen ve daha çok kesme taş malzemenin kullanıldığı II. Ulusal Mimarlık Dönemi eserinden olan Anıtkabir’de, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.

 

Anıtkabir’in en ilgi çeken kısmı olan Aslanlı Yol, 262 metre uzunluğunda bulunuyor.  Yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli yer alıyor. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil ediyor.

 

MÜZELER

53 önemli müzeye ev sahipliği yapan Ankara’da müzelerin büyük çoğunluğu şehir merkezinde bulunuyor. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına ait önemli eşyaları Ankara’daki müzelerde bulmak mümkün. I. Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası’nda bulunan Kurtuluş Savaşı Müzesi, Anıtkabir’deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, II. TBMM Binası’ndaki Cumhuriyet Müzesi, Devlet Mezarlığı Müzesi tarihi müzelerin başında geliyor. Bunların dışında Türkiye’nin en önemli müzeleri olan Anadolu Medeniyetler Müzesi, Etnografya Müzesi ve Devlet Resim ve Heykel Müzesi de Ankara’da bulunuyor.  ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, Feza Gürsey Bilim Merkezi, Çengelhan Rahmi Koç Müzesi gibi önemli müzeler de Ankara’nın müze seçenekleri zenginleştiriyor.

 

ARKEOLOJİK ALANLAR VE TARİHİ KALINTILAR

Pek çok arkeolojik alan bulunan Ankara’da, keşfedilmiş kıymetli eserler Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi’nde sergilenmekte olup, yapılar da ziyarete açık tutuluyor. Ankara tarihinin önemli değerlerinden bazıları hakkındaki bilgilere aşağıda bulabilirsiniz.

 

ANKARA KALESİ

Tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin başkenti olan Ankara’da egemen bir tepe üzerinde kurulun Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte M.Ö. 2. yüzyılın başında Galatların Ankara'ya yerleşmeleri sırasında kalenin var olduğu biliniyor. Ankara Kalesi, hem savunma hem de yerleşim amaçlı kullanılması nedeni ile hemen hemen her dönemde bakım ve onarımının yapılmasıyla günümüze kadar ulaştı. Osmanlı dönemine ait evler kalenin iç kısmında yer alıyor.

 

ROMA DÖNEMİNİN TANIĞI: AUGUSTUS TAPINAĞI

 

Dünyada Monumentum Ankyranum” yani “Ankara Anıtı“ olarak da bilinen Augustus Tapınağı, Ankara’nın Roma İmparatorluğu egemenliğinde geçirdiği döneme ilişkin değerli bilgileri bizleri sunuyor. Hacı Bayram Camii ile bitişik bulunan Tapınak, oldukça iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış durumda.  Roma Dönemi’nin önemli yapıtlarından biri olan tapınak, son Galat Hükümdarı Amintos'un oğlu Kral Pylamenes tarafından Augustus'a bağımlılık nişanesi ve Galatya Eyaletinin Roma’ya katılmasını kutlamak amacıyla M.Ö. 25 yılından sonra yapıldığı öngörülüyor.  Tapınakta,  Augustus'un yapmış olduğu işleri anlatan Yunanca ve Latince kitabeler büyük önem taşıyor.

 

MANEVİYAT VE TARİHİN KESİŞTİĞİ NOKTA: HACI BAYRAM CAMİİ

17 ve 18’nci asır camilerinin karakterlerini taşıyan Hacı Bayram Camii, hem maneviyata hem de tarihe önem verenleri kendisine çekiyor. Özgün bir mimari yapıya sahip olan ibadethane, Hacı Bayram Veli türbesini de içinde barındırıyor. Dışarıdan bakıldığında huzur veren sade görüntüsüyle her gün binlerce kişiyi ağırlayan Cami, içerisine girildiğinde hayrete düşürecek detaylar saklıyor.

 

500 YILDIR TARİHE TANIKLIK EDİYOR: ÇELGEN HAN

Osmanlı Padişahlarından Kanunî Sultan Süleyman döneminde,  Mihrimah Sultan’ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522–1523 yıllarında yaptırılan Çengel Han, 500 yıla yakın bir süre önce inşa edilmesine rağmen günümüze kadar ayakta kalabilen ender yapılar arasında yer alıyor. Tarih boyunca Anadolu kervansaraylarının tipik  işlevlerini üstlenen ve halkın konaklama ve alış veriş ihtiyaçlarını karşılayan Han, 16. ve 17. yüzyıllarda uluslararası bir ticaret merkezine dönüşen Ankara'nın başlıca hanları arasında yerini aldı.

 

1980’li yıllarda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından “korunması gerekli eski eser” olarak tanınan Çengel Han, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç'un iş hayatına başladığı dükkanın Çengelhan'da olması nedeniyle Koç Holding tarafından kiralanıp restore ettirilerek 2005 yılında müzeye çevrildi. Ulaşım, sanayi ve iletişim tarihine yer verilen müze koleksiyonunda, Ankara ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili objelere de yer veriliyor. Ankara Kalesi’nin girişindeki ihtişamlı binada sergilenmekte olan koleksiyon, ölçekli modellerden başka sandal ve otomobiller gibi birebir ölçülerde objeleri de kapsıyor.

 

ANTİK DÜNYANIN MERKEZİ: ANKARA GORDİON

Türk ve dünya tarihi açısından önemli değerleri içinde barındıran Ankara’nın Polatlı ilçesi, Anadolu kültür tarihine damga vuran Frigleri de topraklarında ağırladı.  Antik Frigya’nın politik ve kültürel merkezi Gordion, dönem itibariyle Anadolu’da eşi benzeri olmayan Frig hisarının tahkimatları ve anıtsal yapılarını saklıyor.

 

Frig kültürünü anlamak için adeta bir rehber görevi gören Gordion’daki, Midas Tümülüs’ü altındaki el değmemiş ahşap mezarın başka yerde bir benzeri yok. Gordion etrafındaki tümülüslerin yoğunluğu benzersiz bir görünüm yaratır. Tümülüslerin en büyüğü dünyanın bilinen en eski ahşap yapısını içerir. Bu mezar yapısının içerisinden çıkan ölü hediyeleri arasında frig yemek kültürünü anlatan buluntular elde edildi. Doğu duvarı önündeki kazanların içerisinde bulunan kulplu kapların içerisinde ölü yemeğinin izlerine rastlanmış ve yapılan analizlerle de yemeğin bol baharatlı, tahıllı bir keçi eti olduğu tespit edildi.

 

Gazi Mah. Çelmen Sok. 4/A Yenimahalle/Ankara
+90 312 213 3700
info@testud.org

All content © TESTUD 2020